Rusya basınında geçen hafta: ‘Muhalefetin ortak adayı sağdan da Kürtlerden de oy alabilir’

Hazal Yalın

Bu haftanın seçkisinde bütün yazılar, Türkiye’deki seçimlerle ilgili.

Dikkatli okur Rusya’nın Türkiye’de iktidar ve muhalefete yönelik tutumuyla ilgili pek çok farklı yorum ve iddiayı takip etmiş olmalı. Aşağıdaki seçkide de bunlar açık seçik görünüyor. Gerek iktidar ve muhalefetin Rusya ile ilişkilerinin geleceği, gerekse de olası bir hükümet değişikliğine yönelik neredeyse taban tabana zıt iki görüş var. Bunların ilkine göre iktidarın Batı karşıtı tutumu Rusya’nın desteğini hak ediyor, zira muhalefet açıkça Batı yanlısı ve Rusya karşıtı bir tutum takınıyor. Bu görüşün karşı kutbuna göre ise endişelenecek bir şey yok, zira dış siyasette köklü değişiklikler beklenemez. İkinci görüşün bir kutbuna göre muhalefet öyle beceriksiz ki seçimleri kazanması mümkün değil; ama diğer kutup tam tersini düşünüyor. Bu görüşler varyasyonlar halinde karşımıza çıkıyor.

İki yoruma özel bir dikkat çekmek gerek. İlkinde, Semyon Bagdasarov, Kremlin’in muhalefetle ilişki kurmama tutumunun zararlarına dikkat çekiyor ve seçilmesi halinde Kılıçdaroğlu’nun Rusya’ya yönelik tutumunda köklü bir değişiklik beklemiyor. Valday kulübünün gediklisi, orada hemen bütün önemli tartışmaların moderatörü Fyodor Lukyanov da hükümet gazetesi Rossiyskaya Gazeta’da aşağı yukarı aynı görüşte; yalnız daha güçlü bir teorik çerçeve içinde değerlendiriyor.

TASS’ın Kılıçdaroğlu ile ilgili biyografik haberi ise en az bunlar kadar önem taşıyor, zira belli ki, Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti ve Ukrayna ile ilgili çok tartışılan açıklamalarına rağmen (“Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’nın yanında yer almamız gerektiğini düşünüyoruz,” demişti) dengeleri güden ve dış siyasette köklü değişiklik yapmayacak bir lider olduğunun altını çiziyor ve adeta, muhalefet bloğu hakkında ortaya çıkması muhtemel olumsuz atmosferi dağıtmaya çalışıyor. RBK’nın haberi de açıkça aynı izleği takip ediyor.

‘Muhalefetin ortak adayı sağdan da Kürtlerden de oy alabilir’

Kommersant’ın Türkiye’de muhalefete yakın olan bir kaynağı, “Bu dört gün boyunca neredeyse hiç uyumadık,” dedi. “Ama neticede silah arkadaşlarının uzlaşmış olması çok iyi. Şema gerçekten başarılı; insanlar Kılıçdaroğlu’na oy verdiklerinde İmamoğlu’na da Yavaş’a da oy vermiş olacaklar. Üçü birlikte büyük mitingler, seçmenle daha çok buluşmalar gerçekleştirebilecekler.” Kommersant’ın kaynağı, Meral Akşener’in tavrının yarattığı hayal kırıklığının kimilerinde devam ettiğini, ama kendisinin görüşüne göre kısa sürede unutulacağını söyledi, zira muhalefetin temel hedefi, Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek.

Siyasi analist ve “Türkiye’nin gündemi” adlı telegram kanalı yazarı Yaşar Niyazbayev, Meral Akşener’in daha önce tek bir muhalefet adayı yerine fiilen üç adayı öne sürmek üzere bir planı olduğu düşüncesinde. Niyazbayev’e göre, Akşener’in eylemlerine geriye dönüp bakıldığında bunların tutarlı olduğu görülüyor: “Akşener, İmamoğlu ve Yavaş’ın Kılıçdaroğlu’ndan daha güçlü olduğunu açıkladı ve bu demarşıyla onları da sorumluluk almak zorunda bıraktı. Belli ki onlar da bu teklifi reddedemediler, yoksa itibarlarını kaybeder ve koalisyonu yıkarlardı. Böylece muhalefetin tek bir adayı için sağdan Kürtlere kadar çok farklı insanlar gerçekten oy verebilir.” (K. Krivoşeyev / Kommersant, 6 Mart)

‘Erdoğan daha güçlü’

… Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanı Murad Sadıgzade’ye göre, muhalefetin “görünürdeki” birliğinin (son üç gündür gözlenen) parçalanmışlığı ve Erdoğan’ın dış siyasetteki görece zaferleri (mesela Ankara’nın NATO’nun genişlemesine yönelik tutumunun arkasında durması) dikkate alındığında görevdeki başkan mayıs ayındaki seçimlerde zaferi kazanacaktır. Küçük bir farkla bile olsa. …

Bununla birlikte Türkiye uzmanı İvan Starodubtsev, depremin ardından kamuoyu yoklamalarının yanıltıcı olabileceğini belirtiyor. Yanı sıra muhalefetin tek bir aday üzerinde kolaylıkla uzlaşamamış olması da Starodubtsev’e göre Erdoğan’ın elini güçlendiriyor. …

Starodubtsev, Erdoğan’ın dış siyasetinin zaman zaman AB ve NATO menfaatlerinden ayrıldığını, bunun da Brüksel ve Washington’da belli bir anda Erdoğan’ın rakibine oynamak için uyarıcı olabileceğini düşünüyor. …

Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Arap ve İslam Araştırmaları Merkezi’nden Grigoriy Lukyanov da NATO ve ABD’nin Erdoğan’a etkide bulunma girişimlerinin pek başarılı olmadığını hatırlattı. Bunun örneği, NATO Genel Sekreteri J. Stoltenberg ve ABD Dışişleri Bakanı A. Blinken’in şubat ayındaki Ankara ziyaretleri. … (A. Bantserova / İzvestiya, 7 Mart)

‘Kılıçdaroğlu Montrö Sözleşmesi’ne bağlı’

Türkiye’de muhalefet birkaç günlük görüşmelerden sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nu mayıs ayındaki seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’a rakip olarak seçti. Kılıçdaroğlu, Atatürk tarafından kurulan partinin lideri; Rusya ile ilişkilerde milli menfaatlere ihanet etmeyecek. …

Kılıçdaroğlu’nun Rusya’ya karşı tutumunda değişiklikler oldu. 2015’te Türkiye ile Rusya’nın ilişkileri Rusya’ya ait Su-24 uçağının vurulması olayından sonra en alt noktadayken Ankara’nın eylemlerini eleştirerek ülkeye düşmanlar yarattığını söyledi. …

2018’de Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’de Kürt silahlı gruplarına karşı “Zeytin dalı” harekâtını yürütürken Rusya ve ABD’nin etkisinden kurtulmaya ve Suriye, İran ve Irak hükümetleriyle silahlı çatışmayı çözmek için temas kurmaya çağırdı. …

2022 ağustos başında Akkuyu nükleer santrali inşaat projesinin Rusya’nın kontrolüne geçmesini sert bir şekilde eleştirdi ve böylelikle ülkenin enerji meselesinde Rusya’ya bağımlı olacağını söyledi. … Ukrayna çatışmasının başından beri de … Erdoğan’ın kararlarını destekledi. Özellikle Ukrayna’nın Rus savaş gemilerine Boğaz’ın kapatılması fikrine karşı çıktı ve Erdoğan’ın Montrö Sözleşmesi’ni yürürlükte tutma kararıyla dayanışma ifade etti. … (V. Vişnyakova / RBK, 6 Mart)

‘Muhalefetle birlikte çalışmadık, bu devasa bir hata’

Rusya hava ve uzay kuvvetlerine ait Su-24 bombardıman uçağının Türk Hava Kuvvetleri savaş uçakları tarafından 2015 kasımında Suriye hava sahasında düşürülmesi olayından sonra Kılıçdaroğlu, Erdoğan hükümetinin “iyi komşuluk ilişkilerini desteklemek” yerine “düşmanlar yarattığını” söyledi. TASS’a göre muhalefet lideri Ukrayna’daki çatışma konusunda da mevcut yetkililerin tarafsızlığı koruma ve barış gayesini destekleme siyasetine bağlı. …

Semyon Bagdasarov, Analitik Araştırmalar Merkezi, Yakındoğu ve Orta Asya Ülkeleri Araştırma Merkezi müdürü: “Erdoğan Türkiye’yi 20 yıl sınırsızca yönetti. Şimdi köklü değişiklikler olabilir. Muhalefet adayının kazanma şansı yüksek, ama Kılıçdaroğlu değil de İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olsaydı daha yüksek olurdu. … Rusya için hangisinin zaferi daha iyi; Erdoğan mı, Kılıçdaroğlu mu? Bu, nasıl davranacağımıza bağlı. Ne yazık ki uzun yıllar Türkiye muhalefetiyle birlikte çalışmadık. Başka yerlerde de böyle. Bu devasa bir hata! ‘Biz muhalefetle çalışmayız,’ aylakların formülü. Şimdi meyvelerini toplayacağız. Bir şekilde ilişki kurmak gerekecek. … Türkiye’nin Ukrayna çatışmasındaki tutumuna gelince, Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde Erdoğan’ınkine benzer olacaktır. Yalnız Erdoğan’dan farklı olarak, ‘Ben arabulucu olmaya hazırım, barışa çağırıyorum, bana Nobel verin!’ diye bağırmayacaktır. Kendisi [Kılıçdaroğlu] yapmayacaktır ama Türkiye Ukrayna’ya yardım edecektir. Tıpkı Erdoğan’ın bugün Ukrayna’ya yardım ettiği gibi.”

Yevgeniy Satanovskiy, Yakındoğu Enstitüsü Başkanı: “Bu en önemli seçimmiş, öyle mi! Tam bir saçmalık! Hiçbir önemi yok. Muhalefetin görünüşü klinik budala, çünkü seçime iki ay kala ortak aday belirlemek, sadece anlaşmak demek. Üstelik de kalan beş partinin başkan yardımcısı çıkartacağı hiddetli, kepaze, açık bir pazarlık çerçevesinde anlaşma.” …

Yuriy Mavaşev, Yeni Türkiye Araştırmaları Merkezi Müdürü: “Kılıçdaroğlu bence son derece başarısız, zayıf, yeteneksiz bir figür. … Kılıçdaroğlu’nun iradi ve siyasi niteliklerini bir önceki lider görevinden bir skandalla ayrılan Deniz Baykal’ın sahip olduklarıyla karşılaştırmak kesinlikle imkânsız. Kılıçdaroğlu’nun şansı var mı? Hiçbir şansı yok. … Kremlin, kendisi için Erdoğan’ın zaferinin daha iyi olacağını düşünüyor, ama ben olsam bu aptallığa düşmezdim. Çünkü başka bir trend var; Rusya BDT’deki otoritesini kaybetti. Türklerin gözü bunda, Türki cumhuriyetlere kur yapmaya çalışıyorlar. Üstelik Türkiye’nin Avrupa ile de iyi ilişkileri var. Ticari ilişkileri öylesine güçlü ki bunları Rusya aşkına riske atmayacaklar.” … (A. Gavrilenko, S. Yemelyanova / Business Online, 7 Mart)

‘Kılıçdaroğlu tarafsızlık siyasetini destekliyor’

… Kemal Kılıçdaroğlu 15 Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı askeri darbe girişimini kınadı. CHP lideri bu girişimi “demokrasiye karşı alçakça bir saldırı” diye andı. Ama 20 Temmuz’da devlet başkanı tarafından olağanüstü hâl ilan edilmesinden sonra (OHAL 19 Temmuz 2018’de kaldırıldı) Kılıçdaroğlu bunun “planlı” olduğunu, “kontrollü bir darbe girişimi” olduğunu söyledi. …

Kılıcdaroğlu … Su-24 olayından sonra Erdoğan hükümetinin “iyi komşuluk ilişkileri gütmek” yerine “düşman yarattığını” söyledi. Rusya devlet şirketi Rosatom’un Akkuyu nükleer santral inşaatindeki Türk yükleniciyle mutabakatı feshetme ve yerine Rusya’dan üç şirketin konsorsiyumunu temsil eden bir şirkete devretme kararını eleştirdi. Kılıçdaroğlu’na göre bu, ülkeyi enerji alanında Rusya’ya bağımlı kılacak. CHP lideri Rusya-Ukrayna çatışmasında Erdoğan hükümetinin tarafsızlığı koruma ve görüşme sürecine katkıda bulunma siyasetini tamamen destekliyor. (TASS, 7 Mart)

‘Türkiye’nin Moskova ile ilişkilerini geliştirme arzu ve menfaati değişmeyecek’

Erdoğan’ın 20 yıllık yönetiminde Türkiye’nin dünya arenasındaki yeri ve davranışı kökten değişti. Başlangıçtaki izleği ve daha sonraki yönelimi birbirinden çok uzak. Türkiye’de ordunun … İslamcılığından ötürü endişelendiği Erdoğan, iktidara Avrupa ve demokrasi bayraklarıyla geldi. … Bir önceki on yılın başında, Türkiye’yi de es geçmeyen fırtınalı sosyal-siyasi kriz, Ankara’nın bölgesel işlerdeki pozisyonunu güçlendirdi. … Bugün Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var, yok saymak mümkün değil, bu sadece bölgesel konularla değil tamamen küresel önem taşıyan bir dizi meselede de geçerli. Meselenin diğer tarafı ise iktisadi ve sosyal alanda büyüyen iç problemler. …

Seçimlere gösterilen ilgi, öncelikle en temel soru nedeniyle perçinleniyor: Erdoğan iktidarda kalacak mı? Yukarıda açıklanan Türk dış siyaseti onun kişiliğiyle kopmazcasına ilişkili. Bu siyaset, kaptan köprüsünde başka biri ortaya çıkarsa belirgin şekilde değişecek mi? …

Erdoğan’ın karakteri abartılması güç bir faktör. Küresel figürlerle kişisel ilişkilerinin rolü büyük; Rusya-Türkiye ilişkileri bunu gösteriyor. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığından ayrılması, Ankara’nın siyaset tarzını kaçınılmaz olarak etkileyecek, nüanslarda tashihe yol açacak. Ama özünde değişiklik olması şart değil. …

Türkiye’nin bağımsız uluslararası kimliğini güçlendirme işi Erdoğan’dan önce başlamıştı, ama onunla birlikte hedefini güden bir nitelik kazandı. Günümüzde Türkiye’nin hem kendi benlik duygusunda hem de küresel ölçekteki değişiklikler öylesine dramatik ki, eski rolüne dönmesi mümkün değil.

Bilindiği gibi Moskova ve Ankara aslında bütün jeopolitik meselelerde barikatın farklı taraflarında. Ama bu, bütün istikametlerde işbirliğinin geliştirilmesine engel değil. Uluslararası bağlam … şunları öngörüyor: a) ilişkilerin kurulmasında ve korunmasında esneklik, b) bölgesel faktörde büyük, ideolojik faktörde küçük bir rol. Türkiye’nin başında bundan sonra kim olursa olsun küresel arenada objektif şartlar değişmeyecek. ABD ve Avrupa ile çelişkilerin yumuşaması olası, zira Erdoğan’ın diğer liderlerle ilişkilerinde çok fazla kişisel şey birikti. Ama Türkiye’nin Moskova ile iktisadi ve lojistik ilişkilerini geliştirmekteki arzu ve menfaati değişmeyecek. Bu da hâkim faktör olacak. En önemlisi, bizim, açıklamalarla derin menfaatlerin bütünüyle başka şeyler olduğunu bilerek sükûnet göstermemiz. (F. Lukyanov / Rossiyskaya Gazeta, 8 Mart)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir